Medine…
Rasulallahla şereflenen onun varlığıyla iftahar eden şehir,
Şehirlerin kalbi, tozuna toprağına canların feda olduğu şehir.
Ve ensarın torunları, Medineli Müslümanlar,
Hiç kimsenin yetişemediği ufkun sahipleri.
Bugün Medine sokaklarında dolaşırken göz göze gelebilirsiniz,
Bir vesile ile konuşabilirsiniz, belki tanımayabilirsiniz
Ama asr-ı saadetten günümüze kadar gelen ensarın kokusunu,
Peygamber sevgisiyle yanan yüreklerin,
Torunlarına ulaşan kokusunu hissedebilirsiniz.

Dilerseniz, huneyne gidelim.
Fahri Kainat efendimizin ensara duyduğu sevgiyi öğrenelim.
İşte huneyn günü;
Savaşın sonunda yüklü miktarda ganimet elde edilmişti.
Ganimeti en çok ensar hak etmişti bu doğruydu,
En çok ensar liyakat göstermişti buda doğruydu,
Ama Allah Rasulünün bir bildiği vardı.
Allah Rasulü Müslümanların kemaline güvenerek,
Ganimetten ensara pay vermemişti.

Saad bin ubade ensar adına Rasülallahın yanına geldi,
Ya Rasülallah dedi.
Ensardan bazı kabileler sana karşı gönüllerinde kırgınlık duydular.
Fahri kainat neden diye sordu;
Ganimetleri kendi kavmin ve diğer arab kabileleri arasında paylaştırıp,
Kendilerine pay vermediğin için.
Belikli ensardan bazıları Fahri Kainatın,
Kendilerine ne kadar değer verdiğini anlayamamıştı.
Efendimiz üzgündü…
Kavmini topla ve bana bildir diye emretti.
Saad bin ubade ensarı topladı Rasülallah geldi;
Burada ensarın dışında kim varsa ayrılsın buyurdu.
Ensar damardaki kanın nasıl donduğunu artık anlayabiliyordu.
Yüzünde kara bulutların gökyüzüne verdiği çehre gizliydi sultanın,
Yağsaydı hüzün yağardı ve yağdı;
Önce kelime-i şahadet sonra Allah’a hamd,
Ve konuşanların en güzeli hüzün peygamberi.

Konuşma başladı;

“Ey ensar topluluğu;
Bugünden itibaren belki Müslüman olurlar diye,
Kendilerine ganimet verdiğim için,
Hakkımda söylediklerinizi duydum”

“Ey ensar;
Allah size imanı lutfetmedimi,
Sizi şereflendirip üstün kılmadımı,
Size Allah yardımcıları,
Peygamber yardımcıları sıfatını vermedimi”

“Eğer hicret olmasaydı ensardan olmayı isterdim,
İnsanlar bir vadide toplansa sizler başka bir vadide toplansanız,
Ben sizin yanınıza gelirdim, sizler benim sırdaşımsınız.”

“Herkez ganimet olarak aldıkları mallarıyla,
Koyunları ve develeriyle yurtlarına dönerken;
Siz Allah Rasülü ile dönmeye razı değimlisiniz…?
“Ensar…
Razıyız Ya Rasülallah dediler.”

Ama sevgili peygamberimiz yine mahsundu;
“Sözlerime karşılık olarak bana cevap veriniz buyurdu.”
Ensarın ileri gelenlerinden biri söz aldı;

“Ya Rasülallah…
Biz zülmün içindeydik Allah senin hatrına bizi kurtuluşa erdirdi,
Biz alevden bir uçurumun yanıbaşındaydık,
Allah senin elinle bizi o uçurumdan kurtardı,
Biz dalalet karanlığı içindeydik,
Allah senin vasıtanla bizi hidayet aydınlığına çıkardı.
Biz rab olarak Allah’tan,
Din olarak islamdan,
Ve peygamber olarakta senden hoşnuduz Ya Rasülallah,
Sen dildiğin gibi davran biz sana tabiyiz.

O an ensarın üstüne hüzün yağıyordu,
Gözleri neme bulanmıştı,
Kalpleri göğüslerinden çıkıcak gibiydi.
Ve sevgililer sevgilisinin sesi titredi,
Ensarın hıçkırıklarına karıştı sevgilinin sesi
“Siz bana bu şekilde değilde,
Şöyle mukabele etseydiniz,
Yine doğru söylemiş olurdunuz”

“Ey Muhammet
Sen bize kovulmuş olarak gelmedinmi,
Biz sana kuçak açıp seni barındırmadıkmı,
Herkez seni yalanladığı halde biz seni doğrulamadıkmı,
Perişan bir haldeydin,
Biz sana her şeyimizi seferber edip yardım etmedikmi,
Böyle deseydiniz yine doğru söylemiş olurdunuz”

Ensarın cevap vermeye mecali kalmamıştı,
Ağlamaktan ölücek gibiydiler.
Efendimizde onlarla birlikte ağladı,
Bilmemki medineye dönene kadar
Kaç kez Rasülallaha bakıp ağladılar
Kaç kez hamd ettiler,
Böyle biricik peygamberleri oldukları için.

Medine Rasülallah’la şereflenen,
Onun varlığıyla iftahar eden şehir
Şehirlerin kalbi,
Tozuna toprağına canların feda olduğu şehir.
Ve ensarın torunları Medineli Müslümanlar,
Hiç kimsenin yetişemediği ufkun sahipleri.